Mukadder Hanedar Kalemiyle – Kendi Stilinin İmzasını Atmak

Geçtiğimiz günlerde şehrin en yoğun caddelerinden birinde, dikkat çekici bir vitrinin önünde durdum. O sırada yanımdan hızla geçen genç bir kadının üzerindeki kıyafet ilişti gözüme. Her şey yerli yerindeydi. Kaliteli kumaşlar, dengeli renkler ve sanki o hafta sosyal medyada en çok konuşulan kombinlerden birinin içinden çıkıp gelmiş bir görünüm...

Uyumlu muydu? Kesinlikle. Şık mıydı? Belki. Fakat bütün bu kusursuz görüntünün ortasında hissedilen bir boşluk vardı. Ruh eksikti. Kıyafet güzeldi ama onu taşıyan kadının kim olduğuna, neler hissettiğine ya da nasıl bir hikâye taşıdığına dair hiçbir şey söylemiyordu.

Moda endüstrisi, her gün devasa bir çark gibi dönerek aynı mesajı veriyor: "Bu sezon bunu giyeceksin. Bu rengi seveceksin. Bu kalıba uyacaksın."

Önümüze konulan bu hazır reçeteler, bize zahmetsiz bir şıklık sunuyormuş gibi görünse de zamanla en değerli şeyimizi, bireyselliğimizi elimizden alabiliyor. Peki, bu kadar hazır seçeneğin arasında kendi hikâyemize ne kadar yer kalıyor?

Tesettür giyimi yalnızca sezon trendlerini eksiksiz uygulamak olarak görmek, kendi sesimizi başkalarının belirlediği moda gürültüsünün içinde kaybetmek demektir. Bir kıyafeti yalnızca "Bu yıl moda" olduğu için tercih etmek, kendi gardırobumuzun anahtarını başkasına teslim etmekten ne kadar farklı olabilir?

Benim için şıklık, başkalarının koyduğu kurallarla sınırlandırılmış bir alan değil; insanın kendini özgürce ifade edebildiği bir dünyadır. Gerçek stil, herkesin bildiği uyum kurallarını tekrarlamakla değil, onların ötesine geçmeye cesaret ettiğinizde ortaya çıkar.

Eteğinizde geleneksel bir şal desenini, kolunuzda cesur bir leopar baskısıyla buluşturmak... Renkleri alışılmışın dışında bir araya getirmek... Muhafazakâr stilin yıllardır çizdiği sınırların dışına çıkmaktan çekinmemek... Bir kumaşı yalnızca size yakıştığı söylendiği için değil, size hissettirdiği güç nedeniyle tercih etmek...


İşte özgün bir stilin asıl başlangıç noktası tam da burasıdır.

Üzerinizde taşıdığınız kumaş, aslında kendinizle ilgili bir anlatıdır. Dış dünyaya henüz tek bir kelime söylemeden kurduğunuz ilk iletişimdir. Peki, başkalarının yazdığı bir senaryoyu mu uygulamak istersiniz, yoksa kendi hikâyenizi kendiniz mi oluşturmak?

Karar sizin.

Modanın hızına kapılmak, değişen trendlerin peşinden sürüklenmek oldukça kolaydır. Asıl güç isteyen şey ise bütün bu değişimin ortasında kendi çizginizi koruyabilmektir. Başkalarına benzemek uğruna özgünlüğünüzden vazgeçmek, bir kadının kendi gardırobuna yapabileceği en büyük haksızlıklardan biridir.

Tesettür, kendine özgü sınırları bulunan ancak estetik açıdan son derece geniş ve zengin bir dünyadır. Bu dünyanın içinde renklerinizi azaltmak, kendinizi belirli kalıplara hapsetmek zorunda değilsiniz. Tam tersine, kendi dokunuşlarınızla bu sınırları zarif bir biçimde yeniden yorumlayabilirsiniz.

Başkasının zevklerine göre giyinen bir kadın elbette güzel görünebilir. Fakat kendi stilini kendi seçimleriyle oluşturan kadın, güzelliğin ötesine geçerek özgün bir kimlik ortaya koyar.

Trendler geçicidir. Birkaç ay sonra değişir, mağaza raflarından çekilir ve zamanla unutulur. Ancak aynaya baktığınızda hissettiğiniz o güven, duruşunuzda taşıdığınız o kendine has ifade, modanın geçici döngüsünden çok daha uzun ömürlüdür.

Bu nedenle hazır şablonların ve kalabalığın peşinden gitme alışkanlığının dışına çıkın. Modanın sizi yönlendirmesine izin vermek yerine kendi tarzınızın tasarımcısı olun.

Çünkü güçlü bir kadın, yalnızca başkalarının belirlediği modayı takip etmekle yetinmez. Kendi stilini oluşturur, kendi hikâyesini taşır ve modaya kendi imzasını bırakır.

Follow Us