Mukadder Hanedar
GÖNÜLLÜ ÜNİFORMALAR: ÖZGÜR İRADE YANILSAMASINDA TEK TİPLEŞMEK
GÖNÜLLÜ ÜNİFORMALAR: ÖZGÜR İRADE YANILSAMASINDA TEK TİPLEŞMEK
Moda algısı ve keskin bir gözlem yeteneği olan herkes için sokaklar, aslında görünmez kumaşlardan dikilmiş okul önlükleriyle gezen gönüllü üniformalılar ordusundan ibarettir. Dışarıdan bakıldığında büyük bir özgürlük ve çeşitlilik illüzyonu sunan modern dünya, kalbine inildiğinde hepimizi aynı kalıptan çıkmış fabrikasyon birer kopyaya dönüştürüyor. Eşofman tarzlarımızla, pantolon, etek ya da elbise seçimlerimizin sınırlarıyla aslında birer prototipiz. Bizler modayı takip ettiğimizi, özgün bir tarz yarattığımızı sanırken; sadece bize sunulan o küresel üniformaların şeklini değiştiriyoruz.
İşin en trajik ve ironik kısmı da burada başlıyor. Üniforma, yıllarca okul sıralarında bize zorla giydirildi. Herkes kurallara uymak zorunda olduğu, başka bir seçeneği olmadığı için o tekdüzeliğin içine hapsedildi ve o önlüklerden kurtulacağı günlerin özgürlük hayaliyle büyüdü. Bugün her alanda kıyafet özgürlüğü üzerine en yüksek perdeden cümleler kuruyor, kalıpları yıktığımızı iddia ediyoruz. Ancak her fırsatta özgürlükten bahseden modern insanın, günün sonunda kendi elleriyle inşa ettiği o lüks moda hapishanelerine büyük bir iştahla çekilmesi muazzam bir paradokstur. Bir başkası bizi içeri kilitlediğinde adı esaret olan o hücrenin açık kapısından kendi ayaklarımızla girdiğimizde, parmaklıkların arkasında olduğumuz gerçeği değişiyor mu? Kapı sonuna kadar açıkken, o görünmez hücrelerin içine neden kendi irademizle ve bütçemizle yerleşiyoruz? Dün zorunluluktan giyilen o kalıplar, bugün güya özgür iradeyle, bizzat finanse edilerek birer stil tercihi gibi üzerimize geçiriliyor.
Bu durum, çocukların okuldaki üniformalarının sınırlarına benziyor. Kurallar çerçevesinde kiminin etek boyu biraz daha uzun, kimininki biraz daha kısadır. Renk lacivertse, biri koyu laciverti seçer, diğeri açığını. Model olarak birininki pilelidir, diğerininki düz... İşte bugün sokak modası adı altında tüketilen stil farkı, tam olarak bu kadar küçük, bu kadar korkak ve minimaldir. Modayı bu sığ koridordan, bu mikro farklardan bir an önce çıkarmamız gerekiyor; çünkü göze batmaktan, sıra dışı olmaktan korkulduğu sürece, sadece o üniformanın üzerindeki küçük bir pliyi değiştirir ama o klişeliğin rüküş girdabından asla kurtulamayız.
Bu fabrikasyon döngüden çıkmanın tek yolu, iyi bir gözlemci olmak ve sınırları sadece içine doğulan toprakların yerel muhafazakar vitrinleriyle kısıtlamamaktır. İllaki bir tesettür mağazasından alışveriş yapmak zorunluluğu yoktur. Dünyaca ünlü podyumlar tesettür adı altında çalışmasa bile, o yüksek şıklıkları ve muazzam kalıplarıyla tesettürün o asil sınırlarına kusursuzca hizmet eden koleksiyonlar üretiyor. Önemli olan, o parçaları hazır bir illüzyon olarak tüketmek değil; farklı kültürlerin dehasını bizzat Türkiye'den edinilebilen parçalarla gardıroba katabilmek ve tamamen kendi ikonunu bizzat inşa edebilmektir.
Yeri geldiğinde, Japon minimalizminin o kat kat giyim (layering) felsefesini alıp; kısa bir elbisenin ya da kısa bir eteğin altına daha uzun, tesettüre uygun başka bir etek giyerek bambaşka bir katman oluşturabiliriz. Hatta bu katmanlama mantığıyla; dekolte bir elbisenin içine giyecek çok şık bir gömleği birleştirerek tamamen özgün, asil ve yeni bir tarz yaratabiliriz. Burada farklı desenlerin o cesur zıtlığını bile çarpıştırmak mümkündür. Ancak tam bu noktada bıçak sırtı bir çizgi var: Avangart ve ikonik olmaya çalışırken, o sınırı ihlal edip rüküşlüğün girdabına düşmemek gerekir. Gerçek stil dehası, o en tehlikeli, en keskin sınırda bile asaletle dengede kalabilmektir.
Bazıları konforu sadece giydiği kıyafetlerin rahatlığında arar. Asıl konfor ise nerede olunursa olunsun ruhun bizzat seçtiği o ışığı taşımaktır; çünkü o ışık fabrikasyon önlüklere sığmaz. Kendi köklerine bağlı kalarak tüm dünyayı üzerine asaletle giyebilen, o okul önlüğü tekdüzeliğinden çıkıp göze batma cesaretini gösteren kadınlar, modanın esiri değil; kendi dünyalarının mutlak hükümdarı olurlar. Şablonlar ve vitrinler her mevsim sıfırlanır; fakat ruhun dünyadan bizzat süzüp bir imza gibi üzerine giydiği o asil ışık, zaman değişse de her daim kalıcı bir mühür olarak kalır.
İlgili Haberler
Yorumlar
İlk yorumu siz yazın.